Nisa naz Sandal 4 Takipçi | 5 Takip

80 yıllık ömrüm...

2010-02-26 21:46:00

80 yıllık ömrüm... Gençlere verdiğim konferansta şöyle bir soru sordular: "Genel bir çerçeve dâhilinde biz gençlere nelere dikkat etmemizi tavsiye edersiniz?" Necip Fazıl, benim üstadımdı... "Geceler bizim!" diye haykırır, sabahlara kadar vazifesi uğruna çalışırdı. "Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı, Aradım bir ömür, arkadaşımı. Ölsem dikecek yok mezar taşımı; Halime ben bile hayret ederim." Yarış atı besleyecek kadar zenginken, öldüğünde mezar taşı diktirecekleri bir parası yoktu. Malını, mülkünü, canını Allah için harcadı... Harf inkılâbından sonra Kur'an yazısını okuyamaz olduk. Risale-i Nurlar da eskimez yazıyla yazılıyordu. Kitapları aldım, okuyamadım. Okuyanları dinleyemedim. Anlayamıyordum Risale-i Nurları... Fakat Bediüzzaman'ı ziyarete gittim, onun fakir yaşayışını gördüm, çok hoşuma gitti. Hayatını anlatan ağabeyleri dinledim, kitaplar okudum, onu çok beğendim. Bediüzzaman'ın yaşayışının tesirinde kalarak Nur talebesi oldum. ALLAH demenin yasak olduğu devirlerde ALLAH deyişine, elinde zengin olma imkânları varken, fakirane yaşamasına hayran kalarak bağlandım ona... Biz böyle mübarek insanların yaşayışına hayran olduk... Onlardan öğrendiğimiz şuydu: Yılgınlık, ümitsizlik ve bahaneler, Müslüman'ın semtine uğrayamaz. Mesela elimizde bir fidan var. "Yahu yarın dikerim ben bunu!" diyor adam... Yarına kadar da fidanın kökleri hava alır, kurur. Adam "yarın" fidanı dikince de fidan yeşermiyor. Aynen öyle de, "yarın ben iyi insan olacağım diyen, bugün kötü adamdır". Niye bugün değil de yarın? Hayatımızı Kur'an ölçüsünde yaşamaya bugünden başlayacağız. Tren zamanında kalkar, u&cced... Devamı

Çinliler, Türkler, Kürtler

2010-02-26 21:45:00

  Çinliler, Türkler, Kürtler Yaşananlar korkunç Her şey iki Uygur’un öldürülmesiyle başladı Çin polisinin sanıkları yakalamayıp olayın üstünü örtmeye çalışması üzerine olaylar patladı Şincan’da Uygurlar ayaklanarak Çinlilerin dükkânlarını yağmaladı Polisin desteklediği Çinliler karşı saldırıya geçti Uygurları öldürmeye başladılar Kadınların ırzına geçtiler Ordu olaya müdahale etti Şincan Komünist Partisi Genel Sekreteri “göstericileri idam edeceklerini” söyledi Bir cehennem gibi orası şimdi Çin devleti ordusuyla, polisiyle Uygurların üstüne abanıyor Ve, Çinlileri durduracak hiçbir güç yokmuş gibi gözüküyor Dünya, Çin devletini kınıyor ama Çin aldırmıyor Çin’i durdurabilecek tek eylem herhalde “Çin mallarına dünya çapında bir ambargo” olur Bu yapılabilirse Çin geriler Adı “komünist” olan ama yeryüzünün belki de en vahşi kapitalist sistemini uygulayan Çin, “paradan” başka birşeye aldırmayacakmış gibi görünüyor Çin büyüyüp zenginleşen bir ülke Ama bunu, sadece Uygurları değil kendi halkını da baskılarla bunaltarak gerçekleştiriyor Uygurlar ise bu baskıdan nasiplerini fazlasıyla alıyorlar Özellikle “din” ve “dil” konusunda büyük baskı altındalar On sekiz yaşından küçüklerin camiye gitmesi yasak Uygur dilinin kullanımına kısıtlamalar getirilmiş Hapishaneler “muhaliflerle” dolu Uygurlar, “kültürlerinin, dillerinin ve dinlerinin” tehlike al... Devamı

Tövbekardan ibretlik bir hikaye...

2010-02-26 21:42:00

Tövbekardan ibretlik bir hikaye... Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretlerinin talebelerinden Habîb-i Acemî (k.s.) hazretleri, önceleri çok zengin birisi idi. Tefecilik yapar, faizle para verirdi. Bir gün evinde, tam yemek yiyeceği sırada kapıya bir dilenci geldi ve 'ALLAH rızâsı için bir sadaka' dedi. Habîb, onun yüzüne kapıyı kapattı, o fakiri mahzun bir halde geri çevirdi. Sofraya döndüğünde kabın içindeki yemeğin kana döndüğünü gördü! Bu hâdise karşısında dehşete düştü! Kendisini bir korku sardı! Yerinde duramaz hâle geldi!.. Bir cuma günü, Hasan-ı Basrî hazretlerinin evinin yolunu tuttu. Yolda giderken, oyun oynayan çocuklar, Habîb-i Acemî'yi görünce, aralarında; - Kaçın, kaçın! Tefeci Habîb geliyor! Ayağından kalkan toz, bize de gelir ve biz de onun gibi bedbaht oluruz, diyerek kaçıştılar. Çocukların bu sözleri, ona çok ağır geldi. Hasan-ı Basrî hazretlerinin meclisine varıp elini öptü. Huzurunda tevbekâr oldu. O da Habîb'i talebeliğe kabul etti. Oradan ayrılıp evine dönerken, kendisine borcu olanlar onu görünce, alacaklarını talep eder korkusu ile kaçışmak istediler. Habîb-i Acemî bu vaziyeti anlayınca, - Kaçmayın, bugün asıl benim sizden kaçmam lâzım, dedi. Ve kimden ne alacağı varsa, hepsini bağışladığını îlan etti. Çocukların yanından geçerken, çocuklar bu sefer birbirlerine, - Kaçın, kaçın! Tevbekâr Habîb geliyor. Üzerine bizden toz bulaşmasın. Bulaşırsa, bizler Allâh'a âsî olmuş oluruz... diyerek kaçıştılar. Habîb, bu sözleri duyunca çok duygulandı. Yüreği sızlayarak... Devamı

İkramdan Kaçan Kadının Akibeti

2010-02-26 21:41:00

İkramdan Kaçan Kadının Akibeti Mutlu bir aileydiler Bey kendine göre bir çevre edinmiş, mazbut dostlarıyla sık sık görüşüyor, onları zaman zaman da evine davet edip İslâmî konularda seviyeli sohbetlerde bulunuyorlardı Ne var ki, hanım bu davetlerdeki hizmetinden memnun değildi Nihayet bir gün son sözünü söylemekten çekinmedi: – Artık ben misafir falan istemiyorum Senin dostlarının çayını hazırlamaya da mecbur değilim! Sakin ve edebli bey, her zamanki gibi sesini çıkarmadan düşünmeye başladı Kendi kendine söyleniyordu: – Benim dostlarım kahve dostu değil ki Her biri İslâm’a hizmetten başka derdi, meselesi olmayan kültürlü insanlar Bunlarla bir araya gelmek, şöyle bir çay sohbetinde meselelerimizi konuşmak bir eğlence değil, bir hizmettir Ne var ki bu hanımın hizmetle, misafire ikramın sevabıyla hiç alâkası yoktur Rabbim bana sabırlar ihsan eyle! Biricik kızı Mümine ise babasının hüznünü yüzünden okuyordu Hemen atıldı: – Babacığım, neden üzülüyorsun? Anneme bakma sen Misafir ağabeyleri her zaman çağırabilirsin Senin bütün hizmetlerini tek başına ben görebilirim Çayını da, hattâ gerekirse sofranı da ben hazırlayabilirim! Baba, çok etkilenmişti Zaten çok sevdiği biricik kızını, daha da çok sevmeye başladı Artık misâfirlerini rahatça davette bulunabiliyor, anneye rağmen küçük hanımın üzerine düşen hizmette hiç de kusur etmediği görülüyordu Zamanında gelen berrak çaylarını yudumlarken de hizmetlerini konuşabiliyorlardı Ne var ki Anne malum tutumunu yine devam ettiriyordu: – Senin misafirlerinden de bıktım! Sana ne falan öğrencinin perişan oluşundan, filanların hizmete muhtaç halde... Devamı

Sümeyye OlabilmeK...

2010-02-26 21:39:00
Sümeyye OlabilmeK... |  görsel 1

  Sümeyye OlabilmeK...     Sümeyye..! Ammarın annesi Sümeyye!.. Yasirin sevgili eşi Sümeyye!.. Müminlerin cefakar annesi Sümeyye!.. Ve... Ve İslamın ilk şehidi Sümeyye!.. Son mübarek dinin, son mübarek peygamberin ilk şehidi... Evet!.. Evet, türlü işkencelerden sonra Ebu Cehilin kalbine sapladığı mızrak ile şehadet şerbetini içen Sümeyye. Kocası Yasir ve iki oğlu ile günlerce işkenceye maruz kalan Sümeyye! O, müşriklerden işkence gördü. Ebu Cehil tarafından da şehid edildi. Kızgın Mekke kumlarının üzerine yatırılıp işkence edilen... El ve ayaklarına dört deve bağlanan ve develer dört ayrı istikamete doğru sürülerek kolları ve bacakları un ufak edilen... Lat, Menat ve Uzza putlarına imana davet edilen kadın Sümeyye! Allah ve Rasulüne olan imanından canı pahasına vazgeçmeyen... Ölümü sevgiliye kavuşmak istercesine severek karşılayan... Dünya ve dünyadaki nimetleri bir çırpıda reddeden... Küfür nizamının yıkılışını kanı ile çabuklaştıran... Ve bütün müminlerin annesi olma şerefine nail olan o güzel anne Sümeyye!.. Ebu Cehiller, Ebu Lehebler yine iş başındalar. Bu kez Sümeyyenin kızlarına musallat oldular. Zaten Sümeyye anne ta o gün bunları bizlere vermişti. Gördüğü işkenceler ile... Akıtılan kanları ile... Ve verdiği canı ile anlatmıştı bize.Kızlarıma sahip çıkın demişti.Sahip çıkın benim davamın takipçisi kızlarıma!.. Oğullarım Ammar ve Abdullah bana sahip çıktılar. Benimle beraber aynı zulüm ve işkenceleri metanetle karşıladılar. Siz de kızlarıma sahip çıkın diye haykırmıştı. Dün Sümeyyeler bedel ödediler. Bugün de kızları bede... Devamı

Bedirhan Gokçe ~Bu gece...

2010-02-26 21:34:00

Bu gece... Benim gözümde bir hiçsin artık, Nefretim aşkımı aştı bu gece. Bugünkü sözlerin söz müydü artık? Son sözün sabrımı aştı bu gece. Kolayca bitsin bu diyemedin de, Salladın savurdun basiretsizce. Hiç mi ders almadın onca gezdik de? Yağmurun rahmeti aştı bu gece. Yürümeyen neydi, ilişkimiz mi? 'Günüm sensiz bomboş' deyişimiz mi? 'Sensiz yaşayamam' çelişkimiz mi? Yalanın doğrunu aştı bu gece. Evlenmek hayali kapımda idi, Giriş kat evimin boyası yeni, Mobilyan, takımın alınmış idi, Vuslatım tadını aştı bu gece. Yemedim yedirdim ne varsa sana, Üç kuruşum olsa verirdim daha, Memurdum, yoksuldum hatırlasana, Hafızam haddini aştı bu gece. Ayakların donmuş, üşümüştün de, Gece yatamamış üzülmüştüm de, Bir ay oruç tutup yememiştim de, O çizmen boyunu aştı bu gece. Yapılan söylenmez, gelmezmiş dile, Allah'tan beklenir kul bilmese de, Kızgınlığım buna sebep ise de, Sabrım miadını aştı bu gece. Onca gez toz benimle, seviyorum de, Sonra git nişnalan bir de ona de, Şerefsizlik değil, nedir bu söyle? Küfrüm edebimi aştı bu gece. Sana son bir sözüm, nasihatim var, Aldığım ahlakla bir terbiyem var, Seni doğuran ana, deyip geçmek var, Saygım adabımı tuttu bu gece. Gönlümün romanı bitti bu gece. Hangisine yansam şimdi gün gece? Ömrümden beş yıl gitti bu gece   Bedirhan Gokçe  ... Devamı

Yüzünü Niye Sakladın MUS'ÂB ?

2010-02-26 21:32:00

Yüzünü Niye Sakladın MUS'ÂB ? Mus'ab Bin Ümeyr. (r.a.) Her delikanlının ruh hayatında bir çizgi bırakacak Mus'ab Bin Ümeyr. (ra) Daha işin başında Mus'ab Bin Ümeyr. Medine-i Münevverede Resul-i Ekrem'in SAV atmosferiyle daha çok genç yaşta tanışmıştı. Resul-i Ekrem SAV O'na buhulu gözlerle bakıyordu. Ağlamaklıydı. İnandığı dava uğruna herşeyi feda etmiş, çevresindeki bütün güzellikleri, sahte güzellikleri tepmiş. Yumuşak aile hayatını, güzel sözleri, annenin onu okşamasını feda etmiş. Belki günlerdir ağzına tek lokma koymamış. Mekke sokaklarında en iyi, en güzel kıyafetlerle gezen, muhteşem yakışıklı Mus'ab Bin Ümeyr, üzerinde bir deriden yapılmış çul ile yerde ama dimdik ayakta oturuyordu. Resul-i Zilşan SAV ağlamaklı gösteriyordu O'nu. "ŞUNU GÖRÜYORSUNUZ DEĞİL Mİ" !!!!!!? (ALLAH-U EKBERRRRRRRR BAĞIRIN ALLAH'IN KULLARI AMA GÖNÜLDEN HAYKIRIN) "GÖRÜYORUZ YA RASULALLAH" (DOLU DOLU GÖZLERLE ASHAB HAYKIRDI) Resul-i Zilşân SAV Efendimiz dedi ki; "MEKKE'DE BEN BUNDAN DAHA AZİZ BİR DELİKANLI BİLMİYORDUM, HERKES BUNA BAKARDI, SÖZÜYLE, GÖZÜYLE HERKESİN DİKKATİNİ ÇEKEBİLECEK MAHİYETTEYDİ, ALLAH VE RESULU İÇİN HERŞEYİNİ HERŞEYİNİ FEDA ETTİ" Öyle bir fedakarlık söz konusuydu ki Uhud'dayken Mus'âb, Resul-i Zilşân'a ait bir kıyafeti giymişti sırtına. İbni Kamie Resullah'ı yaraladıktan sonra Mus'âb'ı görmüştü. O'nu Resullah sanmış, karşısına dikilmişti. O'nun (r.a) başına, koluna, kanadına indireceği kılıçları Resul-i EKREM SAV'e indireceğini sanıyordu. Mus'ab daha 30'na gelmemişti, henüz delikanlılık çağında sayılırdı. Re... Devamı

Söz...

2010-02-26 21:30:00

    Bir müslüman. Bir ateşperest. Birlikte çalışıyorlar. Namaz vakti. Müslüman: -Namaz kılacağım. Namaz kılarken, bana ilişmiyeceğine dair söz verir misin? -Veririm. Namaz…. Bir müddet sonra… Ateşperest. İbadet zamanı… -Şimdi sıra ben de, ben ibâdet ederken, bana ilişmiyeceğine söz verirmisin. -Olur sana ilişmem… Rahatça ibâdetini yapabilirsin. Fakat ateşperest ateşe tapmak üzere secdeye varınca, Müslüman hemen üzerine atılır. Sözünde duramaz.. Tam o esnada şöyle bir ses duyar: - Söz verdiğin zaman sözünü yerine getir. Bunun üzerine adama ilişmeden geri çekilir. Sonra ateşperest ibâdetini bitirdiğinde sorar: -Evvela hücum ettin. Sonra niye vazgeçtin?… -Allah’dan başkasına secde ettiğin zaman, dayanamadım, üzerine atıldım. Seni öldürmek istiyordum. Fakat tam o anda : -Söz verdiğin zaman ahdini yerine getir, diyen bir ses, beni o teşebbüsümden alıkoydu. Bunun üzerine mecûsi: -Şimdi inandım ki, asıl ve gerçek ilâh senin Rabbindir. Kendi düşmanı için dostunu bile azarlıyor. İşte huzurunda müslüman oluyorum diyerek kelime-i şehâdet getirir. Devamı