Nisa naz Sandal 4 Takipçi | 5 Takip

Seninle bir baska...

2010-05-31 19:13:00

  Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye... İşte ben onlardan değilim. Ben sensiz de yaşarım. Ama seninle bir başka yaşarım... Nazım Hikmet Ran Devamı

<£lif ve Nun>

2010-05-31 19:08:00

Elif aşk'tır,Nun sabır. hem Elifteyim hem Nunda,,bir ney gibi inlerim her şiirin sonunda..Elif dedim Nun geldi ardı sıra ! Devamı

Munib Engin Noyan anlatiyor...

2010-05-27 14:30:00

Münib Engin Noyan anlatıyor: Bir gün fuarda imza günündeyken,bir tv kanalından gelmişler röpartaj yapmak istiyoruz diye.(sanırım norveç kanalı.hani şu ismini telaffuz edilemeyen kanallardan) -Buyrun dedim. -En sevdiğiniz yazar kim?dediler -Allah cc. ...-Nasıl olur? -Valla oluyor,hele şu son kitabı bir harika elimden bırakamıyorum... Devamı

Kucuk kiz...

2010-05-26 18:21:00

Kıyafetinden hayli varlıklı bir aileden geldigi belli küçük kız, avucundaki para destesini sımsıkı tutarak rafları inceliyordu. Burası kentin en büyük oyuncak magazasıydı. Aranan herşeyin bulundugu, bitmez tükenmez raf koridorlarının bulundugu magazalardan biri... Rafların arasında öylece gezinirken, reyonların birinde kalakaldı. Muhteşem bir bebekti bu.. Dünya güzeli yüzlü ve ipek kadife elbiseli muhteşem bebek. Babasına döndü, bebegi işaret etti... ''Avucundaki para yeter mi?...'' Babası, başı ile ''evet'' dercesine olumlu bir hareket yaptı. Bebegi kucakladı ve koridoru takip ederek kasaya dogru yürüdü. Tam bu sırada tıpkı kendisi gibi, babası ile alışverişe çıkmış bir küçük çocuk gördü. Kısa pantolonluydu, gömlegi iyice eskimişti. Çocugun elinde birkaç dolar vardı. Raftaki oyunlardan birinin önünde heyacanla durdu. ''İşte istedigim bu baba!'' diye çıglık attı, avucunu gösterdi: ''Yeter mi?'' Babasının gözleri yere dogru egilirken, başı ''yetmez'' işareti verdi. Çocuk, avucundaki paraya baktı. Oyunu raf yerine koydu. Babasının elini tuttu ve koridorun ucuna dogru yürüdü, boyama kitaplarının oldugu rafa... Küçük kız kucagındaki bebege bi daha baktı. Sonra çocugun seçtigi oyuna döndü. Bebegi götürüp yerine koydu. Oyunu eline aldı... ''Yeterli param var mı baba?'' dedi... Babası yine ''evet'' dercesine başını salladı. Kasaya gittiler, parayı ödediler. Küçük kız kasadaki adama bişeyler fısıldadı. Kız ve babası, geriye çekilip beklemeye başladılar. Az sonra oglan ve babası, ellerinde bir boyama kitabı ile kasaya geldiler. Kasiyer: '' Kutlarım sizi'' dedi heyecanla; '... Devamı

Neden yaşamalıyız?

2010-05-26 16:31:00

İnsan mutsuz olur; hayata küser. Sınava girer, başaramaz; hayattan kopar. Eşiyle anlaşamaz, huzursuzluk diz boyunu aşar. İş bulamaz, bulsa iyi maaş alamaz, ev sahibi, market masrafları, faturalar ‘of’ dedirtir, bunalım düzeyi zirveye çıkar. Genç kızlar evlenmek, iyi bir eş bulmak, erkekler beğendiklerine kendilerini kabul ettirmek derdine düşer. Evlenemeyen de evlenen de, çocuğu olan da olmayan da dertlidir. Kadınlar kendilerini dört duvar arasında demir parmaklıkları olmayan, istendiğinde kapısını açabildikleri bir hapishanede olduklarını hissederler. Hayat, kendilerine çizildiğine inandıkları kötü bir senaryodan mı ibarettir? ‘Ben mutlu olamam, ben başaramam, benim için sevgi ve iyi bir yaşamın adı bile yok(!)’ diyenlerin çokluğu size haklılık payı mı veriyor? Hastalıklar, ölümler ve sıkıntılar çevremizde cirit atıyor. “Ben nasıl mutlu olayım?” diyerek hayata bakanların yaşamaktan umudunu kestiğini hissediyoruz. Yaşayan insanların çoğunun canlı cenaze olması bundan mıdır? Boşvermişlik, ahlaki değerlere sahip çıkmamak, dinden uzaklaşma, idealsizlik, yaşama amacını unutmuş insanların durumunu anlatmıyor mu? “Neden yaşamalıyız?” sorusuna en iyi cevap, “Neden dünyaya geldik?” sorusuna verilecek cevap olmalı. Neden dünyaya geldiğini bilmeyen bizler, nereye gittiğimizi de, bizi neyin beklediğini de bilmiyoruz demektir. Nefes alabilmemin, görüp işitebilmenin bize verilmiş bir hazine olduğunu fark edemiyor, mutsuzluğu aslında kendimizin ürettiğini anlayamıyoruz. “Neden yaşamalıyız?” sorusunun altına aklınıza gelen cevapları sıralayın. Bu cevapların en başında, “Biz bu dünyaya kendi isteğimizle gelmedik ve kendi isteğimizle de gidemeyiz. Bizi buraya gönderen Yüce Yaratıcı’nın (cc) emirleri doğrultusunda hareket etmekle mükell... Devamı

Dur ben tahmin edeyim: Namaz kılacak vaktin yok değil mi?

2010-05-26 11:50:00

  Namaz kılıyormusun ? Evet mi ? Hayır mı ? Evet ise sorun yok Cenab-ı Allah kabul buyursun İnşallah... Hayır ise lütfen okuyun ve biraz düşünün... Neden namaz kılmıyorsun??? Namaz kılmamak için bir sebebin mi var yoksa? Ne olabilir ki namazdan önemli olan sebep??? Dur ben tahmin edeyim: Namaz kılacak vaktin yok değil mi? Ya da Namazdan daha önemli bir işin ya da Allah'a kulluğu unuttuğumuzdan. Sence hangisi ? Ama onların da yoktu !!! Ya Bedir Savaşına ne demeli: Savaş hiç durulmuyordu aksine gittikçe kızgınlaşıyordu, bu arada ikindi vakti çıkmak üzereydi, ama kılacak zamanda yoktu müslümanların karşısında en az on katı düşman vardı, kenara çekilipte namaza duramazdın, ya da namazı kılmıyacaksın değil mi bence en kolayı bu...!? Ya onlar ne yaptı Peygamberimiz 300 kişilik ordusunu ikiye ayırdı yarısı geriye çekildi, diğer yarısı daha ileri atıldı ve daha bir kuvvetle savaştı, ve geriye çekilenler Peygamberimizin imamlığında namazlarını kıldılar; bitince de diğerleri ile yer değiştirip onlar savaşmaya başladı diğerleri geri çekilip namazı eda ettiler. Sence onların zamanı var mıydı ? Ya da bunların zamanı var mı ? Yok değil mi ? Yeriniz mi yok.....????? Sence onların yeri var mı? Bu da tutmadı başka yok mu bahanen ? Ya da yolculuk yapıyorsundur değil mi, kılacak yer yok ki olsa kılardın...!!! Peki onların var mı? Ya da insanlar ne der diye aklına mı geldi ? Peki ya buna ne derlerdi.....!?? Utanılacak bir şey değilmi.....!!!??? Çok aşırı yogunsun değil mi evde toptan kılarsın hepsini nede olsa kazaya bırakırız öyle kolaylık var...!!! Bir vakit namazı terkedene 80 sene azâb olunacaktır, şeklinde hüküm yer almıştır buna dayanabilecekmisin ??? Peki ya hiç kılmaya... Devamı

Coban...:)

2010-04-14 00:52:00

Çobanın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş. Tam o anda, yanına bir Cherokee Jeep yanaşmış. Brioni gömlek, Prada ayakkabılar giyen, Ray-Ban gözlüklü ve Stefano Ricci kravatlı bir sürücü, aşağıya inip, çobana sormuş. — Kaç tane koyunun olduğunu bilirsem, bana onlardan bir tanesini verir misin? Çoban, bir adama bir de koyunlarına bakmış; "Tamam" diye cevap vermiş. Genç adam arabasını park etmiş. Telefonunu bilgisayarına bağlayıp, bir NASA sitesine girmiş, GPS'ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış. Ardından, çobana dönerek; "Tam 983 adet koyunun var!" demiş. Çoban da "Doğru" diye cevap vermiş, "Koyununu alabilirsin". Genç adam koyunu almış ve jeep'inin arkasına koymuş. Bu kez çoban genç adama dönüp; "Peki... Senin nerede ve ne iş yaptığını bilirsem, koyunumu geri verir misin?" diye sormuş. Adam da "Evet neden olmasın" diye yanıtlamış. Bunun üzerine çoban; "Sen IMF uzmanısın" demiş. Adam hayretle sormuş; "Nasıl oldu da bildin?" Çoban "Çok basit!" diye cevap vermiş. "Buraya çağrılmadan geldin, bu bir. İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin. Üçüncüsüne gelince, birşeyden anlamıyorsun çünkü köpeğimi aldın.... Devamı

Melekleri Ürkütmeden...!

2010-04-06 16:48:00

Melekleri Ürkütmeden “İnsanlar ikiye ayrılırlar: Başkalar için yaşayanlar, başkaları sayesinde yaşayanlar. Sorun olanlar, çözüm olanlar... Ümit kıranlar, ümit verenler... Dert üretenler, deva üretenler... Şikayet edenler, çare bulanlar... Aynı havayı soluyan, aynı sıkıntıyı yaşayan, aynı sevince ortak olan iki insandan biri dert küpü olur çıkar, diğeri deva küpü. Biri şikayet üretir, öbürü çare. Biri yük olur, öbürü yük taşır. İç dünyalarında düğümlenir bütün iş.. Afâki âlemden kopup gelen her mâlûmat, her olay, her keyifiyet, bizim ruh dünyamızı, zihniyet dünyamızı, gönül iklimimizi nasıl ve neye göre biçimlendirip işlettiğimize göre dönüşür, değişir. Ağaç olmalı her insan... Ağaç gibi olabilmeli her mü’min. Müslüman müslümana kötülük etmemeli... Kötü ortamı mazeret belleyip dönüşmemeli... Bilakis, dönüştürmeli. Ağaçlardan ders almalı. Karbondioksit aldığı ortamlardan bile oksijen üretmeli... Ve ağaçlar misali, birbirine bakmalı, birbirine destek olmalı... Orman olmalı...” Metin Karabaşoğlu ... Devamı