Nisa naz Sandal 4 Takipçi | 5 Takip

Hayret Veren Mekanizma

2011-05-09 17:22:00

      Hayatımız boyunca farkında olmadan defalarca hastalanıp iyileşiriz de haberimiz bile olmaz. Hatta çoğu zaman sonu tehlikeli hastalıklara istidatlı olmamıza rağmen yine de kendimizi iyi hissederiz. “Kendisine araba çarpan iri yarı yaşlı adamın yapılan otopsisinde; her iki ciğerinde kendiliğinden tedavi olmuş tüberküloz, karaciğerinde siroz, böbreklerinin her ikisinde müzmin (kronik) bir iltihap, damar sertliği ve kalp yetersizliği olduğu tespit edildi. Karısına, kocası hakkında sorulan sorulardan onun hayatı boyunca hastalanmadığı, zihni ve bedeni ile gayet zinde ve aktif bir insan olduğu öğreniliyordu..” Şüphesiz uzun zamandır yüksek tansiyonu vardı; fakat bütün bunlardan hiç haberi yoktu. Dört tehlikeli hastalığa müstait olmasına rağmen durumu gayet iyi idi! İnsanın vücut sarayında sağlık kaynakları ve müdafaa mekanizmaları iyice anlaşıldığında, nasıl olup da hastalandığına şaşmamak elden gelmez. Hâşâ-hekim münasebetinin kuvvetli olduğu devrelerde hekimler hastalarına ‘İstirahat, temiz hava, zihni sükûnet, bol gıda” tavsiyede bulunurlar ve % 95 hastalarına faydalı olurlardı. Çünkü vücut kendi haline bırakıldığında ihtiyaç halinde kullanılacak rezervler ve yedek tesislerle donatılmış olan vücut sarayı, bütün imkânlarını kullandıktan sonra iflas durumuna gelince hasta olmaktadır. Bir insanın ciğerlerinde (tüberküloz) varsa ciğerinin büyük bir kısmı harab olsa da yine ihtiyacından fazlasına cevap verebilecek ciğer dokusuna sahiptir. Karaciğerin de yarısından fazlası alınsa, geriye kalan kısmı süratle “yenilenerek” eski durumuna gelir. Böbrek hakeza... Bir ameliyat esnasında 30 kan damarı kesilse de, başka yol ve kanallardan kan devr-i dAime girecek ve eksikliği hissedilmeye... Devamı

Su ve ateş...

2011-04-10 20:05:00

Su ve ateş arasındaki ilişki. Arınmayı bu dünyada su sağlıyor öbür dünyada ateş... Nazan Bekiroğlu Devamı

Müfrit sevgi (Aşk) ve tasavvufta dereceleri

2011-03-06 21:30:00

  Tasavvuf aşk hakkında çeşitli tasnifler yapmıştır : Aşkın birinci derecesi meveddetttir. Yani bu sevgi duyabilme özlemidir. İçinde sevgi oluşturabilme özlemidir. Aşkın ikinci kademesi hevadır. Yani bir heves bir sevda. Ama bu gözyaşıyla beslenen gözyaşı döktüren bir sevgidir. Aşkın üçüncü kademesi hillet yani sevgi ile sermest olmak kendinden geçmek sevgi ile ne yaptığını bilmez hale gelmektir. Aşkın dördüncü kademesi muhabbettir. Sevilenin hoşuna gitmeyecek hiç bir şeyi yapmamaktır.kötü huylardan arınarak onun istediği gibi olmak. Aşkın beşinci kademesi şegaftır. Tam manasıyla kalbi parçalayan ateşli bir acı. İşte aşk bu noktada başlar aşkın içerisine eşikten burada girilir. Aşkın altıncı kademesi hüyam yani sevdalıyı çıldırtan. Kendinde bırakmayan Kaysı Mecnun yapan sevgi. Aşkın yedinci kademesi valehtir. Yani dosu seyrederken kendinden geçme ve dostu herşeyiyle seyretmedir. Okumak için açtiğınız kitapta sevgilinin yüzünü görmektir. Kana kana şarap içilen kendini bilmediğin an Aşk şarabı denilen burada içilen şeydir işte. Ve nihayet sekizinci kademe aşk. Sevilende son hücresine kadar yok olma demektir. Aşkta aşık yoktur, sadece maşuk vardır. Aşık kaybolmuştur kendnde değildir idraki yoktur. ... Devamı

“Bizin Çanakkale'miz on Hiroşima eder!”

2011-03-06 21:14:00

  “Bizin Çanakkale'miz on Hiroşima eder!” Dönemin Başbakanı Sayın Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay şöyle anlatılır: Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Sayın Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi: “Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!” Turgut Özal'ın “Nasıl?” sorusu üzerine şunu anlatmışlardı: “Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazagi'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki: Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.” Bürokratlardan biri atılır: “Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!” Japon uzmanın cevabı tokat gibidir: “Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!” Devamı

PADİŞAHIN İŞİ NE ?

2011-01-29 17:46:00

  Sultan Murad Han o gün bir hoş"tur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: - Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? -- Akşam garip bir rüya gördüm. - Hayırdır inşallah?.. -- Hayır mı şer mi öğreneceğiz. - Nasıl yani? -- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; -- Kimdir bu? Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhusun biri işte!.. -- Nerden biliyorsunuz? - Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası tafsilata girer; - Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. - isterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu : -- Nereye? - Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. -- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem... Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek. - İyi ya, s... Devamı

Asim Yildirim~benzettiler

2010-12-09 14:29:00

...Avrupali Devamı

Benzettiler...

2010-12-09 14:26:00

BENZETTILER   Yeni bir afyondur yenen her lokma Biber avrupalı,tuz avrupalı. Gülücükler sahte kirpikler takma Dudak Avrupalı,göz Avrupalı. Bebeklikte benliğini yitiren Tepe tepe tepemizde oturan Bizi çıkmazlara alıp götüren Ayak Avrupalı,iz avrupalı. Birisi diskoda içer kıvırır Birisi kulüpte konken çevirir Yapmasını bilmez ki yıkar devirir Ana avrupalı,kız avrupalı. Kalıba uydurdu uyduklarımız Yazmakla bitmez ki duyduklarımız Paris modasıdır giydiklerimiz Astar avrupalı,yüz avrupalı En mahrem yerlerin kalktı örtüsü Beş santim tırnaktır ellerin süsü Bütün bunlar medenilik ölçüsü Cilve avrupalı naz avrupalı İster sari deyin isterse ırsi, Büyük revaç buldu makbulün tersi Duyduğumuz ´okey,adiyös,mersi´ Ağız avrupalı söz avrupalı Her gün karşımıza on zıpır çıkar Bağırır,çağırır,devirir yıkar Dinler kulağımız gözümüz bakar Şarkı avrupalı,saz avrupalı. Başımız ayıkmaz binlerce halttan Örf,adet gemimiz delindi alttan Analar Muğla´dan Van´dan Tokat´tan Bebek avrupalı bez avrupalı Sahnede ekranda hıyar dinleriz Deliye,densize uyar dinleriz Saçma çığlıkları duyar dinleriz Şarkı avrupalı saz avrupalı Herkes soyunuyor açılmıyor ki Sokakta boynuzdan geçilmiyor ki Müslüman gavurdan seçilmiyor ki Şekil avrupalı,poz avrupalı Türklük bu mu desem bu diyecekler Şampanyayı sorsam su diyecekler Bir gün kökümüze hu diyecekler Kabuk avrupalı,öz avrupalı.   ABDURRAHIM KARAKOC ... Devamı

Bir profesör...

2010-09-19 14:34:00

Bir profesör köye gitmiş. Oradaki yaşlı teyzeye: "ALLAH'ın varlığı ile ilgili 100 delilim var" demiş. Yaşlı, gariban teyze tuhaf tuhaf bakmış ve profesöre şöyle cevap vermiş: "Şüphen mi var evladım. Şüphesi olanın delili olur'... "Alemlerin Rabbine göklerde ve yerde delil arayanlar, üzerinde yaşadıkları gezegenin bu gür ve güzel sesine kulak versinler: ALLAHU EKBER" Devamı